İçeriğe geç

Göbeğin yanında hangi organlar var ?

“Göbeğin yanında hangi organlar var” konusundaki yazımızı okuduğunuz için teşekkür ederiz. Lave olarak sizlere her zaman kaliteli içerik sunmaya devam edeceğiz.

Bir İsimle Başlayan Hikâye

Bazı isimler vardır, sadece bir kelime değildir; insanın içine bir şey bırakır, orada sessizce büyür. Benim için “Karun” da öyle bir isim oldu. İlk kez duymamla birlikte içimde tuhaf bir merak uyanmıştı. Kayseri’de, kışın o sert ayazında, eve dönerken kulaklarımda yankılanan bir isimdi sadece: Karun.

O gün eve geldiğimde montumu bile çıkarmadan defterimi açtım. Çünkü bazı şeyleri hemen yazmazsam sanki içimde kalacak, beni boğacak gibi hissederim. O gün de öyleydi. İçimde hem hayal kırıklığı hem de açıklayamadığım bir çekim vardı. Sanki bir şey öğrenmiştim ama öğrendiğim şey beni rahatlatmamıştı, daha da derine çekmişti.

Karun ismi ne anlama gelir diye düşünmeye başladım. Basit bir merak gibi başlamıştı ama zamanla bambaşka bir şeye dönüştü. Sanki kendi hayatımla da bir bağı varmış gibi hissettirdi.

Kayseri’nin Soğuk Akşamı

Kayseri’nin kış akşamlarını bilen bilir. Sokak lambaları erken yanar, rüzgâr insanın yüzüne sert sert vurur, nefesin buharı bile acele eder sanki kaybolmak için. O gün bir arkadaşımın anlattığı hikâyenin içinde geçti “Karun” ismi.

Bir cümle söyledi sadece:

“Bazı insanlar Karun gibi olmayı seçiyor.”

O an durdum. Ne demek istediğini tam anlayamadım ama içimde bir şey kırıldı gibi hissettim. Çünkü o cümlede bir yargı vardı. Bir kıyas, bir düşüş, bir yükseliş… Ve ben o kelimenin ağırlığını taşıyamamıştım.

Eve yürürken elim cebimde, kafamda aynı soru dönüp duruyordu: Karun kimdi? Neden onun adı bir benzetmeye dönüşmüştü?

O gece uyuyamadım. Pencereden dışarı bakarken kar sessizce düşüyordu ve ben kendi içimde ilk kez bu kadar gürültülüydüm.

Karun İsmi Ne Anlama Gelir?

Araştırdıkça Karun isminin köklerinin çok eskiye dayandığını öğrendim. Tarihsel ve dini anlatılarda “Karun”, büyük servetiyle bilinen ama bu servet yüzünden kibirlenen bir kişiyi temsil ediyordu. Öyle bir zenginlik ki, insanların gözünü kamaştıran ama aynı zamanda kalbini karartan bir zenginlik…

Bazı kaynaklarda onun Musa döneminde geçtiği, büyük hazinelerle anıldığı anlatılıyordu. Ama asıl dikkatimi çeken şey servetten çok, o servetin insanı nasıl değiştirdiğiydi. Çünkü mesele para değildi aslında. Mesele, insanın kendini kaybetmesiydi.

O an içimde tuhaf bir his oluştu. Sanki bu hikâye sadece geçmişte yaşanmamıştı. Sanki bugün de, benim çevremde, hatta içimde bir yerlerde devam ediyordu.

Karun ismi artık benim için sadece bir tarih bilgisi değildi. Bir uyarı gibi duruyordu zihnimde. Sessiz ama ağır.

Defter Sayfalarımda Karun

O gün defterime uzun uzun yazdım. Kendimi durdurmadan, filtresiz. Çünkü bazen insan sadece yazınca hafifliyor.

“İnsan gerçekten ne zaman değişir?” diye yazmışım mesela. “Bir şeylere sahip olduğunda mı, yoksa sahip olduklarını kaybetmekten korktuğunda mı?”

Sonra durup uzun uzun boş sayfaya baktığımı hatırlıyorum. O an hayal kırıklığı içindeydim. Çünkü etrafımda gördüğüm birçok şey bana artık daha farklı görünmeye başlamıştı.

Arkadaşlarım, planlarım, hayallerim… Hepsi sanki görünmez bir terazinin üstüne çıkmıştı. Ve o terazinin bir tarafında “Karun” ismi sessizce duruyordu.

Bir insanın ismi nasıl bu kadar ağır olabilir diye düşündüm. Nasıl olur da bir isim, bir hayat tarzını anlatan bir simgeye dönüşür?

O gece yazdığım şeylerin arasında en çok aklımda kalan cümle şuydu:

“Belki de herkesin içinde küçük bir Karun vardır.”

Bu cümleyi yazarken korktuğumu hatırlıyorum. Çünkü kabul etmek istemediğim bir şeyi kabul ediyordum.

Hatalar, Parıltılar ve İnsanlık

Ertesi gün hayat normal akışına dönmüştü ama benim içimde bir şey değişmişti. Sokakta yürürken insanlara daha farklı bakıyordum. Sanki herkesin görünmeyen bir hikâyesi vardı ve bu hikâyelerin içinde “sahip olmak” ile “olmak” arasında bir mücadele yaşanıyordu.

Bir kafede otururken yan masada konuşan iki kişi dikkatimi çekti. Birinin sesi yükseliyordu, başarılarından bahsediyordu. Diğeri daha sessizdi ama bakışlarında garip bir yorgunluk vardı.

O an aklıma yine Karun geldi.

Ama bu sefer yargılamadım. Sadece düşündüm.

İnsan bazen sahip olduklarıyla değil, sahip olduklarının onu nasıl değiştirdiğiyle sınanıyordu. Ve bu sınavın sonunda kimse tamamen kazanan ya da kaybeden olmuyordu. Sadece değişiyorduk.

Ben de değişiyordum.

Kendi hayatımı düşündüm. Küçük hayallerimi, büyütmeye çalıştığım umutlarımı… Ve bir yandan da içimdeki korkuyu. Bir şeylere ulaşınca kendimi kaybetme korkusu.

Bu düşünce beni rahatsız etti. Ama aynı zamanda dürüst hissettirdi.

Çünkü bazen en gerçek anlar, insanın kendinden hoşlanmadığı anlar oluyor.

Sonra Bir Gün…

Bir gün, uzun bir yürüyüşe çıktım. Kayseri’nin o keskin rüzgârı yine yüzüme vuruyordu ama bu sefer farklıydım. İçimdeki düşünceler daha sessizdi.

Elimde telefon vardı, yine “Karun ismi ne anlama gelir” diye bakmıştım. Ama bu kez cevap aramıyordum. Sanki daha önce bulduğum şeyin içimde oturmasını bekliyordum.

O an şunu fark ettim: isimler sadece anlam taşımaz, insanlara ayna da tutar.

Karun bana sadece bir tarihi figürü anlatmamıştı. Bana içimdeki dengeyi, açgözlülüğü, korkuyu ve arzuyu göstermişti. Ama en çok da şu soruyu bırakmıştı:

“Ne kadar sahip olursan, kendinden ne kadarını kaybedersin?”

Bu soru kolay bir soru değildi. Cevabı da yoktu belki. Ama insan bazı sorularla yaşamayı öğreniyordu.

Yürürken defterimi açtım ve tek bir cümle yazdım:

“Bazı isimler insanın içine düşer ve orada büyür.”

Karun artık benim için bir kelime değildi. Bir aynaydı.

Ve o aynaya her baktığımda, içimde hem korku hem de tuhaf bir farkındalık hissediyorum. Çünkü insanı asıl değiştiren şey, sahip oldukları değil; onlarla nasıl yaşadığı oluyor.

Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Geniz ünlüleri nelerdir ?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
https://ortakforum.com https://kohi.com.tr https://hifu.com.tr Sitemap
grandoperabet giriş